Cloud Deployment Modelleri

Hoş geldiniz! Bugün sizlere bulut sistemlerinin pratikteki kullanımından, bulut dağıtım modelleriyle başlayarak bahsedeceğim

Buluta geçiş yaparken ilk kararlardan biri, hangi bulut dağıtım modelini seçeceğinizdir. Bu seçim, bulut ortamınız üzerinde ne kadar kontrole ihtiyacınız olduğuna bağlıdır; bu da iş gereksinimleriniz ve bütçeniz tarafından belirlenir. Birkaç model vardır ancak en yaygın olanları public, private ve hybrid’dir. Şimdi her birini inceleyelim ve benzersiz değerlerini anlayalım.

Private Cloud (Özel bulut)

Private cloud modeli, doğası gereği özeldir ve yalnızca kiracıları tarafından kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Yani bir private cloud’a erişmek için bir ağ bağlantısına bağlanmanız gerekir; bu da BT tarafından özel ağ erişiminin ayarlanması gerektiği anlamına gelir. Bir kuruluş, private cloud altyapısını barındırması için üçüncü bir tarafı tutabilir ya da kendisi barındırabilir. Private cloud modeli caziptir çünkü altyapı yalnızca size özel olarak tasarlanmıştır. Bu da kuruluşa, mevcut kaynaklar ve verilerin nasıl depolandığı üzerinde doğrudan kontrol sağlar.

Örneğin : hangi işletim sistemini ve hangi donanımı istediğinizi belirtebilirsiniz

Bu, diğer modellerde olmayan bir esnekliktir. Özellikle belirli güvenlik gereksinimleri veya riskler varsa kullanışlıdır. Ancak genellikle diğer modellere kıyasla zaman ve sermaye harcaması açısından daha fazla yatırım gerektirir. Tasarlanması gereken altyapı, satın alınması, kurulması ve bakımı yapılması gereken donanım gibi unsurları düşünün. Yine de, IBM veya RackSpace gibi üçüncü bir taraf donanımı sağlıyor ve bakımını yapıyorsa bu maliyet azalır. Bu modelin şirket içi (on-premise) altyapıdan ne farkı olduğunu merak ediyor olabilirsiniz. İyi soru! Bu modeldeki altyapı, bulut prensiplerine bağlıdır; yani sanallaştırma kullanır ve

bu sayede talep üzerine bilgi işlem kaynakları sağlar. Private cloud ayrıca şirket dışında da konumlandırılabilir.

Public Cloud (Genel bulut / Halka Açık Bulut)

kinci model ise public cloud’dur. Bulut altyapısı paylaşılır ve genel halkın kullanımına açıktır. Altyapı, AWS veya Azure gibi bir bulut servis sağlayıcısına aittir ve onlar tarafından yönetilir. Public cloud’lara internet üzerinden erişilir. Bu sayede kuruluşlar minimum yatırımla hızlıca başlayabilirler. Bir altyapı barındırmak veya taahhütte bulunmak zorunda değildirler; bunun yerine bir sağlayıcıdan hangi servislere ihtiyaçları varsa onları seçerler. Ayrıca anında daha fazla kapasite satın alabilirler, bu da ölçeklendirmeyi kolaylaştırır. Doğrudan veri merkezlerine veya donanıma erişim önemliyse, public cloud iyi bir seçim değildir. Public cloud sağlayıcıları, güvenlik nedeniyle veri merkezlerinin konumlarını müşterilerinden bile gizli tutar.

Hybrid cloud (Karma bulut)

Neden ikisi birden olmasın? İşte üçüncü modele giriş yapıyoruz: hybrid. Bu model, bir kuruluşun iki veya daha fazla farklı modelin kombinasyonunu kullanmasıdır. Farklı modeller bir ağ bağlantısı üzerinden birbirleriyle etkileşime girer ve veri ile servisleri paylaşabilir. Burada asıl soru, veri ve servislerin fiziksel olarak nerede depolandığıdır. Örneğin, güvenlik nedeniyle hassas hasta verilerini private cloud’da depolayabilir, bu verileri işlemek için public cloud üzerinde bir iş zekası aracı gibi bir uygulama kullanabilirsiniz. Hybrid bulutlar, bulut taşması (cloud bursting) durumunda kullanışlıdır. Bu durum, private cloud’un talebe dayanamayıp kapasitesine ulaşmasıyla ortaya çıkar. Kullanıcılara hizmet kesintisi yaşatmamak için trafik bir public cloud örneğine taşınır. Bunun klasik bir örneği, mevsimsel yoğunluk dalgalanmalarıdır.
Örneğin, perakende işletmeleri Black Friday veya Boxing Day gibi indirim dönemlerinde olağanüstü trafik bekleyebilir. Bu sayede kuruluşlar, kullandıkça öde (pay-per-use) fiyatlandırmasıyla periyodik yoğunlukları maliyet etkin bir şekilde yönetebilir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top